Fotoğraf

2014-01-22 00:08:00
Fotoğraf |  görsel 1

Aile kültürün ve yaşanmışlıkların senin kişilğindir ve kaderini belirler Devamı

photo by bertan

2014-01-21 20:46:00
photo by bertan  |  görsel 1

Bu evrende herkesin ve herşeyin arasında bir bağ vardır. İyi kalpl olduğun sürece işaretleri görürsün. İşaretleri takip edebilirsen kaderini öğrenebilirsin. Kaderini öğrenmek için bir ömür beklersin ve çoğu zaman beklediğne deymemiştir. Devamı

MASAL BU YA;...

2011-02-03 13:33:00

Koca bir hiçin içerisinde varlığınızın çığlık sesi, nede cılız değilmi ? Binlerce el boğazına sarılmış, senin sesinin çıkmasını engellemek istiyorlar. Birilerinin, çığlığınla uyanmasındanmı korkuyorlar?    İkinci gün oldu çamaşır makinasında çamaşırlarımı yıkayalı ve hala çıkartıp asamadım. Sanki çıkarıp assam onları, son bir haftada yazılan tüm hatıralar silinecekmiş gibi hissediyorum.  Makina yıkarken kirlettiklerimi, bir süre durup izledim. Bu uzaydan gelmiş cihaz bir o tarafa, bir bu tarafa çeviriyor kirletilen kumaşları, böylelikle sanki siliyordu kıyafetlerimin hafızalarını. Son bir haftada şahit oldukları herşey yok oluyordu adeta. "O" nun kokusuda böyle silinip gitmemişmiydi zamanın birinde? Hiç düşünüyormudurki beni? Bak yine içim bir tuhaf oldu. CIK CIK CIK =) Mutfaktan yükselen patır patır sesler susmuştu nihayet, hep beraber film izleyecektik onlarla yada onlar mideme inerken. Bütün mısırlar patlamıştı. Sami amcadan aldığım çorap yırtılmış. Çocukluğumdan kalan bir amca Sami amca, Mahallenin tuhafiyesi. Geçtigimiz yıla kadar hala yaz deftere satış yapardı kendisi, şimdi depo olarak kullanılıyor tuhafiyesi. Sahi kaç tuhafiye kalmıştırki? BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ oluyor herşey   Defne de gitti dun, adındaki "joy" sevinç, neşe, keyif, haz, neşe kaynağı, mutluluk kaynağı, başarı, sonuç, çok sevinme  anlamına geliyor ingilzcede. Adı gibi yaşadı hep, fotografını gördüm net gazetelerinde. Cik cik öten kuşa  çarpan arabanın, susdurduğu kuş gibi yatıyordu. O kıpır kıpır anne. Ya bebekcağızı!  hatırlayamayacak bile, bıcırık annesini.   Ne çok insan tanıyor... Devamı

20, 30, 40, 50

2011-01-24 23:23:00

Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi konuştuk, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı. Aranacak adamlar, yapılacak işler. Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; Başkalarının hayatı bizimkini aştı. Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini ha babam erteledik. 20?li yaşlardayken 30?lara kurduk saatin alarmını, 30?larımızda 40?lara, belki 50?lere... Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğumda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize.. doyasıya telaşsız söyleşmek için bol zamana kavuştuğumuzda, söyleşecek sevecek kimse kalmıyor yanımızda... Özenle yarına sakladığımız bir Sarı Lira gibi ömrümüz; Vakti gelip sandıktan çıkardığımızda bir de bakıyoruz ki, Tedavülden kalkmış Devamı

aŞk

2011-01-17 10:11:00

"AŞK" DÜN HERŞEYDİ BUGÜN HİÇ BİRŞEY "AŞK" DÜN ömür boyu kader ortaklığıydı bugün ise yap, işlet, devret, modeli oldu!.. "AŞK" DÜN Samanyolu idi, bugün ise yatak odasının yolu!... "AŞK" DÜN ya benimsin ya toprağın, bugün ise' önce benim ol sonra kimin istersen onun' diyenlerin gecelik arzusu!.. "AŞK" DÜN midye kabuğunda iki kişiydi, bugün ise bir yürekte... bilmem kaç kişi? "AŞK" DÜN HERŞEYDİ BUGÜN HİÇ BİRŞEY...!!! Kendi kötün ile kendi iyiyini kendine sağlayabilir misin?… Kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin?… Kendi kendinin yargıcı olabilir misin ve kendi yasasının öç alıcısı?… Korkunçtur, kendi yasasının yargıcı ve öç alıcısıyla yalnız kalmak… Yıldız işte böyle fırlatır ıssız uzaya, yalnızlığın buzlu soğuğunu Ama bir gün yalnızlık yoracak seni Bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak Bir gün haykıracaksın: “Yalnızım ben!” ”Bir gün artık görmeyeceksin yüksekliğini, alçaklığını ise pek yakından göreceksin… Kendi yüceliğin bir hayalet gibi korkutacak seni…Bir gün haykıracaksın: “Her şey düzme!…” Yokluğuna mendil salladım sevgilim, bugün benimlesin diye, bugün benimlesin, bugün benimsin diye varlığına mendil sallayıp gidişine su dökeceğim gidip hemen gelesin diye Gerçeği öğrendim bir gün Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim. Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim... MEVLANA: Yalnızlık; zi... Devamı

Ermenilerden bir özür dileyeyim döncem ben size!

2011-01-16 19:01:00

Kocaman bir merhaba demek geliyor içimden!!! Hani şimdi ben buradan bağırsam merhaba diyerekten de tüm okuyanlarım duysa beni … Öncelikle şahsıma gönderilen tüm iletiler için çok çok teşekkür ediyorum . O kadar çok email aldımki neden yazmıyorsun Duru ? Sağlığın yerindemi ? İyimisin ? Sadece yazdıklarımı okuyarak beni tanımış olan ve beni merak eden sevgili dostlarım; inanın çok şımardım sayenizde. Kötü bişe yok , yüreğinin bir yerine Evliya Çelebi'nin ruhu sıkışmış sanki hatunun geziyordu . Duru bu nihayetinde ne yapsa yeridir meslesi yani... Duru gezdiği yerleride size bir sonraki yazısında aktarmayı planlıyor bilginize. Sizleri merakta bıraktığım için hazır özür dileme modasıda vatanıma hasıl olmuş iken Özür diliyorum. Affınıza sığınıyorum. Bir ekonomik kriz olayı vardı ben buralardan giderken, fazla endişelenmiyordum geçmişimi düşünerek. Kriz denildiği anda ilk aklıma gelen kemerleri sıkma fantezisi idi çocuk luk yıllarımdan hafızamın bir köşesinde kalan. Ben artık bir yetişkinim hafızamda kalan sanayağı kuyrukları günümüzde artık yok amma velakin o bi dönem sıkılan kemerler hiç gevşemediği için ve her sabah yarın neye zam gelecek endişesi ile uyandığımız için kriz meselesi beni pek sarsmamıştı giderken. Bir döndüm ülkeme tv lerde bir özür kelimesi hasıl olmuş delirmemek mümkün değil 1915 te gerçekleşdiği iddia edilen amma velakin yine çocukluğumdan hafızamda kalan görüntüler ile çelişen bir koca yalan. Daha çocukken Ermenilerin, kadınlarımızın ırzına geçtiğini, hamile kadınların karnını deştiklerini, kopardıkları kafalar ile tek kale maç yaptıklarını hatırlıyorum hatta bazı göğsü kesilmiş , karnı yarılmış ham... Devamı

Savaş suçluları anneler!

2011-01-16 18:37:00

  Mideme yumruk yemiş gibiyim. Önce elektrik çarpması gibi kramplar giriyor sonra bütün bedenim ürperiyor. Hani mide özsuyunu atana kadar bütün vücut komaya girer ya, aynen öyle bir şey yaşıyorum. Geceleri uyuyamıyorum mesela. Kapadığım anda bir çift yeşil göz geliyor gözümün önüne. Acı ve korku yüklü bir çocuk gözü… Uyuyamıyorum…   Düşünsenize hayvanlar aleminde bile beslenme amacı dışında kimse kimseyi öldürmez. Şu insanoğlunun yaptıklarına bakınca hayvanlar aleminin, insanlar alemine göre çok daha medeni topluluklar olduğuna inanmamak elde değil.   TV"ler gösteriyor… Avuçlarının ortasında küçük bir kitapçık; bir ileri bir geri hareket eden kafasının ortasında küçücük beyaz bez gibi bir şey… Taş çatlasa 16–17 yaşında… Korku, acı, mutasyona uğramış genç bir çift göz Allah"tan yardım istiyor.   Ekran değişiyor… 15–16 yaşlarında 4 veya 5 genç namaz kıldıktan sonra ellerini bağdaştırıp dua ediyor. Allah"tan yardım istiyor…   Bütün dünya ülkelerinden TV ekranlarına acı ve gözyaşı kusuluyor. Hanelere, insanların yüreklerine nefret serpiştiriliyor. Peki dünya bu cinayetleri ne zamana kadar hiçbir şey olmamış gibi izleyecek?   Ne zamana kadar savsaklanarak geçiştirilecek ölümler? Havai fişek gibi gözüken ve birçok canlının yaşamına son veren bombaları ateşleyenler kahrolası dünyada ne zaman durmasını bilecek? Bunlar insan ise bizler neyiz? **************** YAŞAMI VE SEVGİYİ ÖĞRENEMEMİŞLİĞİN SUÇLUSU KİM? Çocukları mıdır yoksa anneler m... Devamı

Hayatla ölümün arası bir andır!

2011-01-16 17:25:00

    Her çocuk masum doğar ve her çocuk, iyi olan şeye doğru sürüklenir. Peki, o zaman neden çoğumuz korkunç bir yanlış içerisine giriyoruz? Masum doğan bu çocukları, mutasyona uğratan ve o kişileri bir canavara şeytana dönüştüren,” bir cümlesi ile ortalığı allak bullak eden, erişkine dönüşen bu varlıklardan, mutlaka sizlerin hayatınızda da vardır.       Evet, evet huzur kaçıran, insanların doğal yaşamını, iş akışını engelleyen tipleri kastediyorum. Hani dışarıdan bakıldığında “masum” ama içeride olduğunuzda haklı iseniz bile sizi haksız durumuna getiren iftiracı, yalancı, dolandırıcı, laf ebesi olanlardan. Her birimizin etrafında var bunlardan biliyorum.   İnsanların evrimi konusunda bir teorim var ve bu kişilerinde bu teorinin bir parçası olduğuna inanıyorum. Kimileri aydınlığa yelken açarken, kimilerinin ise karanlık bir yolda ilerlemesi nedendir? Böyle mi olacak? Kader, bu mudur? Ruhumuzu şekillendiren gücü anlamayı umut ettik mi hiç? Binlerce yıldır, insanlar, kaderin yolunu takip ederek şuursuzluğun diyarına maneviyat yürüyüşü yapıyorlar. Kötülük ile savaşabilmek için, birilerinin onu tanıması gerekir.  İşte bu savaşçılar kendirlerinin bir savaşçı olduğunu, kimliğinin açığa çıkmasını asla istemezler. Siz o kişinin sizin başınıza gelenler ile ilgilenmediğini düşünüp kırılırsınız, belki o savaşçının hayatınıza sihirli elleri ile dokunduğunu hiç bilmeyeceksiniz. Birdenbire bir mucize oluşur, hadiseler son bulur dünün masum çocuğu bugünün şeytan erişkini tamamen sizden gider. Bir daha hiç görmezsiniz. Şayet savaşçıya ısrar ederek açıklamasını sağlar iseniz ellerindeki sihir yok olur ve sa... Devamı

Delilik akıllı işidir!

2011-01-16 17:21:00

Ruhumun bedenimden taştığı anlardan biri işte! Susup yüreğime süzülen bir yalnızlık… Yorgunluktan mıdır nedir, gözlerim titrek bakıyor. Sanki gözlerimi kapatsam derin bir uykuya dalacağım; kapatmasam savrulacağım. Öylesine, ebedi huzur denizinde bir yelkenli olmak geliyor içimden. Soyunup karanlığa çırılçıplak koşmak… Ciğerlerim patlarcasına koşmak… Bir sigara daha yakıp buralardan gitmek geliyor içimden. Ben miyim bu hüzne bedel ödeyen, yaşarken ölmüş kuru yaprak gibi dağılmış olan? Şöyle bakıyorum da, "vay be" diyorum. Ne aşklar tükenmiş, neler görmüş bu gökçe yürek… Kimi zaman yetim kalmış, kimi zaman bahtsız ama hiç umudu kaybetmemiş. Uzandım şöyle, Ankara"nın kuytusuna, yanaştım kıyısına… Selam Ankara!!!! Geldim yine ben, Evet evet ben!!!! Havamı soğuk nedir, yoksa ben mi üşüyorum? Tanıdın değil mi beni? Özledim be Ankara… Sar işte sorular sorma! Hep vurgun saatlerimde geliyorum ya da hep sen vuruyorsun Ankara. Asma yüzünü biz eski dostuz. Anlarız kanayan yanlarımızdan bir birimizi. Teselli bulur, bazen küfürler eder, bazen de güleriz. Neyse ki iyi gördüm seni. Gecede olsa yüzün berrak, tenin buz tutmuş. Biraz soğuksun ama olsun yine de seviyorum seni. Ne kadar hesapsız ve ne kadar gözü kara olduğumu adın gibi bilirsin. Susma!!!!!!! Sende bir şeyler söyle, böyle yüzüme bakıp düşüncelere dalma. Ben bu gece neden mi böyleyim? Şeytanın atına bindim. Aslında, kinimi kusmaya başlayacaktım. Kim bilir, bekli de elimi kana bulayacaktım, öyle işte! Sana geldim yaramaz çocuklar gibi. Sen sakinleştirirsin beni. Sanki beni bekler gibisin. Her zaman ki oturduğumuz bankı yenilemişsin. Sıcak bir &ccedi... Devamı

Meyve Suyundan Çay Demlenmez!

2011-01-16 00:47:00

Kader diye bir şey gerçekten var mı? Belki de kader tercihlerimizdir. Bazı tercihleri yapmak kolaydır bazıları ise zor. Zor tercihler, en önemlileridir ve insan olduğumuzu belirler. Sadece zaman meselesiÂ… T Tabii zaman, kendisine ekli bir sayma sistemidir. Öyle değil mi? Tüm zamanların en kötüsünü yaşıyoruz, belki de en iyisini. Aydınlığın mı, karanlığın mı mevsimindeyiz? Bilgelik mi, aptallık mı dönemin adı? İnançlıların mı, inançsızların mı saltanatı hüküm sürmekte tüm dünyada? Hepimiz, cennete mi, cehenneme mi gideceğiz? Umutsuzluğun kışında her şey geleceğin sanki... Belki de gelecek koca bir hiçlik. Yetkisi olan gürültücü kimlikler, karşılaştırdığımızda yalnızca üstünlük bakımından direniyorlar. Günümüzde madde ötesi ilişkilerimiz ne kadar sıkı fıkı. Eşkıyalar, hırsızlar, katiller, küçücük çocuklara tecavüz edenler, ülkemizin en modern şehrinde kafa kesenler, haydutlar, insan ticareti yapanlar, serseri kurşunlar, yanan ormanlar, katledilen doğa, soyu tükenen canlılar, yalanlar üzerine kurulan evlilikler, aldananlar, aldatılanlar, açlar, toklar, hastalar, işsizler ve büyük sülalelerinin içinde yalnızlar kalabalığıÂ… Evlerdeki fuhuş sektörü internetÂ… Bir öte odasın da uyuyan eşini ve çocuklarını hiçe sayarak evlerden dünyaya açılan bilgisayarlarda alternatif arayanlarÂ… Bu alternatif arayışlarını sürdürenler, gerçekten cinsel tatminsizliklerinin eksikliğini mi yoksa ruhsal tatminsizliklerinin eksikliğini mi tamamlamaya çalışıyorlar ? Mızmız kaprisli erkeklerÂ… Talimatlar, emirler, zırvalamalarla dolu ağızlı kadınlar. Birbirinden klonla... Devamı

Yaşam yolculuğunda benliğin zaferi

2011-01-16 00:45:00

  Kendimiz için önemli gördüğümüz kişilerin bizleri tanıması, sevmesi, özlemesi, kabul etmesi, bizi değerli bulup güvenmesi, bunların hepsi dünyaya iştirak ettiğimiz tarihten beri, ait olma talebimizden kaynaklanır. Heyyyyyy..... "Ben varım, doğalım, sevilmeye layığım, güvenilirim"  duygusuna yani birey olmaya, ihtiyaç duyarız her birimiz. İhtiyaçlarımızı dengeleyebilmek için gerçeklerin farkına varmaktır hadise. Çoğumuz hapishaneye kapatıldığımızı hissetmez miyiz zaman zaman? Anlam arayışı konusunu irdeler "anneyim", "erkeğim",  "askerim", "mühendisim" benzeri sosyal roller içerisinde kendimizi tanımlamaya çalışırız. Bunun farkına varmak hapishaneden kurtulmanın tek yoludur belki. Coşkulu bir yaşamın kapısını aralayabilmek adına. Bulunduğumuz sosyal rolümüz bizlere empozemi edildi, yoksa bizim talebimizle, isteklerimizle mi yüklendi üzerimize ? Anlamını yitirmiş hayatların temelinde değer ve düşüncelerden çok başkalarını esas alıp özümüzden uzaklaşmak yatar. Aslında biliyoruzdur hapishanede kalmakta, çıkmakta kendi gerçekleştirmemiz gereken bir süreçtir ve  hapishane kapısını açıp özgürlüğümüzü sağlayacak anahtarın kendi bilincimiz içinde olduğunu anlarız. Kendi yaşamlarımızın anlamını bulma yolunda ilerlerken kimseden ilgi, destek, taktir, beklemeye gerek olmadığını keşif ederiz. Başkası için değil, kendi gönül ve niyetimiz ile yaşam savaşımızı gerçekleştiririz. Bilmediğimizi bilmediğimizin farkında iken yarınlarımıza anlam verebileceğimiz konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Algıladığımız gerçeğin sorumluluğunu algıladığımızda gerçeğe saygı duyar bütünlüğümüzü... Devamı

Gıdıkladıysanız şayet...

2011-01-16 00:05:00

Yüzlerce el boğazımda boğulmaya ramak kalmış iken uyanıyorum yeni sabaha. Penceremin gölgesinde şakıyan kuş seslerini bile duymazlıktan gelip ilgilenmiyorum. Bitkinim çok. Bugüne, yarına uyanmak istemezcesine ayaklanıyorum. Miskinlik damgasını vurmuş bir kere. En başta susmak bilmeyen pervazız dilimeÂ… Telefonlarım bando takımı gibi ritmik çalıyor. Biri susuyor, öbürü başlıyor. Açmıyorum. Konuşmak istemiyorum işte konuşmayacağım! Kapalı hava kararsızÂ… Sanki gökyüzü prostat olmuş da; dolup dolup tam bırakacakken, gözyaşlarını son anda vazgeçiyor. Evime "akşama görüşürüz" demeden çıkıyorum. Gülümsemeyen surat ifademe alışık olmayan ağaçlar şaşkın şaşkın bakıyor. "Hayırdır seni hiç böyle görmemiştik" dercesine bir sağa, bir sola savuruyorlar saçlarını. Sonra hafta içi güzergahım klasikleri ile karşılaşıyorum tek tek. Onlarda şaşkın. "Günaydın" diyor bir ses. Acıkmış, zil çalan mide seslerini duydukça cam evinin içindeki köşeye korkarak sinmiş simitlerin arkasından. Başımı öne eğerek onaylıyorum günaydınını. Simitler "yırttık valla, bizden almayacak bugün" dercesine salıveriyorlar etrafa kokularını peşim sıra. Sıradan bir sabahın, sıradan gidişatında hayallerimi rafa kaldırmış, zamanı insanlarımı, her şeyi aynı anda düşünüyorum. Düşünmek beni ne çok yoruyor bir bilseniz. Duruyorum büfenin önünde elinde sigaram. Bekliyor büfedeki, uzatıyorum parayı. "Hayırdır Duru Hanım? Siz mizah kadınısınız. Enerjiniz bize enerji verir. Nedir bu haliniz, iyi misiniz? Kötü bir şey mi oldu ?” sıralıyor bir milyon taneymiş gibi geliyor sorular. Dudağımı büzüp omzumun tekini yukarı doğru ittirerek bilmem d... Devamı

Yemesi tatlı, maymun suratlı...

2011-01-16 00:03:00

Komşunun komşu tavuğuna kış diyemediği günlerin çocuğuydum ben. Bahsi geçen günlerde bırakın "kış" demeyi, tavukgillerin bin bir gıdaklama ile çıkardıkları protein topları "üzerindeki dışkı kalıntıları temizlenmeden" ihtiyaç doğrultusunda pay edilirdi. Tavuklarda mutluydu, vakitsiz öten horozlarda, biz çocuklardaÂ… Tüm tiz sezimiz ile "bilmem ne hanım teyze; annemler size oturmaya gelecek" diye bağırabiliyorduk. Üzerimizde dönen çiçekli pijamalarımız ile kahvaltı için bakkala ekmek almaya gönderebiliyorduk. Devrin en iyi amcaları bakkal amcalardı. Muhabbetimize ve sevimliliğimize ödül olduğu için mi bilemiyorum. Paramız sadece ekmek için yeterli olmasına rağmen açık gofret, ağızda patlayan sakız, leblebi tozu gibi hediyeler alırdık kendilerinden. Oynayacağımız oyunun ebesini, adaletli bir sistem ile belirlemek için; yeni öğrendiğimiz heceleme sistemini pekiştirircesine; "Oooo! Dolapta pekmez, yala yala bitmez..." sayışırdık. Sümüklü burnunu koluna silen mahalle arkadaşımızı gören annesi, tokat ı yapıştırdığı gibi suratına bezden yapılmış mendil ile burnunu koparırcasına siler, on beş kullanımlık, az kirli bez parçasını cebine yerleştirirdi çocuğunun. Ne o annegiller nede bizler farkına varmadan, almaktaydık ilk hayat derslerimizi. Etimizin öğretmenlerimize ısrar ile verildiği günlerdi. Daha fazla etlenebileceğimizi hesap etmeden, makarnaya toz şeker dökerek yemek inanılmaz zevkli idi. Elmayı dalından, suyu hayra yapılan çeşmelerden veya hortumlardan tüketir, bahçelerden gül yürütür, annelerimize verirdik analar gününde. Babalar reisiydi hiç denize salmadıkları büyük takalarının. Gecenin bir yarısında babanın son ç... Devamı

Bulutları delebilen kafaların dikkatine!

2011-01-16 00:02:00

Biliyorum uzun zaman oldu yazmayalı. Yazdığım köşenin üşütecek kadar soğuduğunu yazan arkadaşım teşekkürler. Yokluğumdan endişe duyarak e-posta kutumu dolduran canım okurlarım merak edilmek çok güzel. İyiyim endişe edilecek hiçbir şeyim yok. Sadece jet hızı ile ilerleyen yaz mevsiminin arkasından koşmaktayım yakalayabilecekmişim gibiÂ… Sıcacık mevsimin uykusuz geceleri, eş dost ziyaretleri, düğünler, piknikler derken; kendimle baş başa kalıpta yazmaya fırsat bulamaz oldum. Keyifle geçmişe teslim edilen günlerimi keşke tek tek sizlere yazabilseydim. En son dün anılara teslim ettiğim bir anımı paylaşayım en azından. Pazarın rehaveti ile sıcaktan ve nemden ıslanan tenimizi kurulamaktaydık her birimiz. Klasik ele başlardan hani "hadi kalkın şunu yapalım" diyenlerden birinin gazı ile harekete geçtik ve bulunduğumuz yerden bir saat uzaklıktaki ormanın göğsüne salıverdik kendimizi. Harika birkaç saatin ardından, korkularım ile uzunca bir mücadele verdim. Hani hem çok isteyip hem de cesaret edilemeyen hadiselerden biri için. Beni cesaretlendiren arkadaşlarımın sayesinde motora bindim. Evet evet ben 21 yaşımda ki komik tecrübemden sonra ilk defaÂ… Sol tarafımda deniz, sağ tarafımda orman gecenin gündüz ile vedası esnasında rüzgarın inadına yol almakÂ… Hani derler ya; anlatılmaz, yaşanır. işte öyle bir şey. Karşı yönden gelen heybetli araçların farları bile endişelendiremedi beni. Sanki biraz daha o hızla ilerlesem yer çekimi sona erecek. Rüzgarla tango yaparken anın bitmemesi için dua eder buldum kendimi. Rüzgarı çok severim bilirsiniz. Rüzgarda beni sever. Ya o rüzgarın sarmalaması? Ayrı bir keyif, muhteşem bir hazÂ… Sarılan serin rüzgar da olsa, sıcacık bir duygudur, sarılınmak, sarmalanm... Devamı

De git başımızdan domuzun gribi bize bişe edemessin!

2011-01-15 23:58:00

  Başka topraklarda yaşayan iki ayaklıların, ayakları birbirine dolanır. Memleketim insanın birlik, bütünlüğünü gözlemledikçe. Saldırının her türlüsüne maruz kalmış milletim sarsılır ama asla yıkılmaz. Görünmezlik kaftanının altından binlerce saldırıya maruz kalmıştır, tarih boyunca. Ateşli silahlar ile saldırmışlar, püskürtülmüşler. Mantıksal silahları kuşanıp denemişler olmamış. Nifak sokmuşlar, kardeşlerimizi düşman edip bizi birbirimize kırdırmak için yememişiz. Psikolojik savaş bunları çökertir demişler, becerememişler. Hmmm pek bir inançlı bunlar güçlerini buradan alıyorlar her hal demiş, dinimizden soğutmayı denemişler afallamışlar. Bir türlü bulamamışlar, TÜRK"ün enerji kaynağını ,bitmeyen güçlerinin nereden geldiğini. Şimdi beni iyi dinle Cennete girişi yasaklanan şeytanın yeni süliyeti Domuzun gribi; Bilirim gözün Cennet VATANIM topraklarında. Saz arkadaşlarını almış dört bir yandan uğraşırsın bizler ile . İyi dinle Biz aynı tastan çorba içerken yanındaki daha çok doysun diye yarım kaşık çorbayı ağzına götürenlerin torunlarıyız. Zaman gelir anlamamış gibi yaparız. Zaman gelir aptalı oynarız. Zaman gelir miskinleşir, üşeniriz. Ama gücümüzden hiçbir şey kaybetmeyiz. Çünkü bizler gücümüzü sevgiden elde ederiz. Bir şeyleri unutmuş gözüksek de, damarımıza basıldı mı öyle bir bütün oluruz ki, buna kendimiz bile şaşarız. Domuzun gribi farkında değiliz sanma, sen ve saz arkadaşlarının ne yapmaya çalıştığını. Bir zamanlar atalarımız şeytan icadı diye adlandırdığı tv leri kullanırsınız. Asla kabul etmeyeceğimiz şeyleri bizlere izleterek sanırsınız ki  kabullendik. Bizde kardeş eniştesinden hamile kalmaz.... Devamı

Güzel Türkçe'mizde Anlamını Çaldırmış Kelimeler

2011-01-15 23:34:00

    Neden güzel TÜRKÇE miz ? Biz TÜRK olduğumuz için mi yoksa çok derin anlamlar ifade eden bir çok kelimeye sahip olduğu için mi ? Yok yok merak etmeyin, bu kadar çok gramer eleştirisi alan bir yazar olarak size buradan edebiyat dersi vermeyeceğim . Benim mesele ettiğim şeyler, daha derin mevzular. Daha can alıcı, hayır can sıkıcı... Zaman zaman sizlerde hissediyormusunuz, çok değerli kelimelerimizin içlerinin ne kadar boşaldığını? Sevgi, saygı, aşk, önemsemek, hatırlamak, kırmamamak, incitmemek, değer, yargı, kaygı, minnet, sorumluluk, dürüstlük, örf, gelenek, misafirperverlik, ağırlamak, meraklanmak, arkadaş, dost, sadakat, tokluk, vs.vs... Çabalar çoğaldı, mutluluklar azaldı. Malvarlığımız çoğaldı, keyfimiz kalmadı. Çok daha büyük evlerde, küçük aileler ile veya yalnız yaşıyoruz. Lüksümüz, rahatımız arttı ama zamanımız kısaldı. Çok para harcıyor, az gülüyor, varlığımız arttıkca değerlerimizi kaybediyoruz. Para kazanıyoruz ama yuva kurmayı beceremiyoruz. Neredeyse hiç kitap okumuyor tv nin karşısından ayrılamıyoruz.Akşamları sabahlıyor, sabahları ceset gibi kalkıyoruz. Hergün yeni bir uzmanlık doğ... Devamı

Lambur Lumbur anlarda rastladım size

2011-01-15 23:30:00

Zevklerin ve renklerin ha bire değiştiği günlerdeyim. Chet BEKER emmimden "you make me feel so young" “Sen beni genç hissettiriyorsun”u dinleyip jazz eserin ritminde sallanırken, birden kendimi musiki cemiyetinde "arım balim petegim" söylerken buluyorum. HOP HOP HOP DEGİS TON TON DEMEDEN, Bir dağın eteğinde, dere kenarında arabesk müziğin hitlerinden olan; ‘dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın abicim neden perdeyi kapatmışsın’ diye bangır bangır Pavorotti’nin Türkiye temsilcisiymişçesine bağırıyorum. Uzaklardan bir araçtan Nilüferin sesini duyuyorum: "O da özlüyormuş, benim bir tanem Çok üşüyormuş, ben olmayınca Öyle yazıyor, son mektubunda Özlediğim şimdi çok uzaklarda..." Derken bir damla davetsiz misafir geziniyor yanaklarımda. Aklımda Air France. Ne alaka? Gitmesi gerektiği yere bir türlü intikal edemeyen, vatandaşın araca intikali ile "Bülent Sertaş’tan Duran Abey türküsünde bir sağ omuz, bir sol hafif göbekte yayalanması ile dans ediyorum. Eyüp bey sık sık soruyor: “Duru ne o niye yazmıyorsun ...” Kendisi biliyor benim gaz ile çalıştığımı ama bu sefer gazda işe yaramaz olmuş. Aralık ayında kendimi nadasa bıraktım. TV de nadasta misafirim gelmedikçe açılmıyor. Yüreğimi, beynimi, tenimi, fikrimi her şeyi dondurdum. Havalar garip olunca ben de bir garip oluyorum. Yaz bu sene yüzsüzleşmiş tıpkı ben gibi. Kalkıp ta gitmeye üşenir. Oysa sonbaharın dökülen yaprakları ile onca hüzün yaşamıştık giden yazın ardından. Meğer gitmemiş saklanmış. Derken bir sureti beliriyor mutfak kapısının pervazına dayanmış. Pişirdiğim yemeğin kokusundan mıdır nedir ışıl ışıl parlıyor yeşil üzüm danesi gözleri. Sonra bir cümle: "Hayat çok zor ! ... Devamı

Gelin hep beraber sihir yapalım

2011-01-05 11:28:00

  Hemen şimdi kaldırın kafanızı, kaldırın kaldırın! Yanınızdaki insana bakın... Ne yapıyor? Sonra sağınızdakine. solunuzdakine solunuzdakine! Şayet  yalnız iseniz kalkın camdan bakın. Lütfen kırmayın beni. Üşenmeyin ...   Biran için insanların yüzüne bakın, bakabildiğiniz kadar çok insan bulun ve yüzlerine bakın. Sonra, birde ilk bulduğunuz aynada kendinize bakın. Ama öyle bakın ki, öyle bir bakın ki  göz göze gelin kendiniz ile ve görün yüreğinizi… Çok doğru biliyormusunuz? Hani bir şarkıda "gözler kalbin aynasıdır" diye bir cümle geçerdi . Kim söylerdi hatırlayamıyorum ama dörtlük aklımda; "Gözler kalbin aynasıdır  Yalan nedir bilmez onlar  Siyah mavi yeşil olsun  Aşkı inkar etmez onlar" “Pşttt Duru dağıtma konuyu! Zaten bir sürü imla hatası yapıp, caaaanım Türkçemizi katlediyorsun!..”   Sonra sorun kendinize. "En son ne zaman gülümsedi o gözler, en son ne zaman tebessüm etti o dudaklar" diye. Hadi çekinmeyin gülümseyin yürekten . Lütfennnnnnn!!! Yüreğinizin ışıltısı yansısın gözlerinize.   Baktınız dimi insanlara?   Kaç tanesinde yürek pırıltısı ile gülen gözleri yakalayabildiniz? Bu sabah uyandığımda kuşlar bahar şarkılarını söylemeye başlamıştı bile. Oysaki güneş küsmüş, bulutlar ağlamaktaydı . Dışarı çıktığımda ilk gördüğüm insan dokunsam ağlayacak gibiydi…. Belkide yanlış algıladım. Dokunmasam uyuyacak gibiydi de olabilir... Elbetteki hepimizin sıkıntıları var, problemleri var . Kimsenin hayatı mükemmel değil. Beklide çok üzüldük, çok kırıldı... Devamı

Uzun uzun kavaklar....

2011-01-05 11:26:00

  Uçsuz bucaksız yeşil bir halı; mor, sarıçiçekler ile süslenmiş, aralarına kırmızı gelincikler serpilmiş, üzerinde sizi selamlamak için sıraya girmiş yeşil saçlı kavaklar… Adı bende gizli otobüs firması ile uçsuz bucaksız bu güzel halının ortasından geçerken bana; "Hoş geldin Duru. Hoş geldin şehrimize!" dedi kavaklar… Şehir insanının ne kadar naif ne kadar güzel olduğunu, otobüste size karşı otobüs çalışanlarının tutumlarından algılamaya başlıyorsunuz zaten. Evet, geçtiğimiz hafta sonu 07 Haziran 2008 tarihinde Ahi Evran Üniversitesi"nin mezuniyet töreni için ilk defa Kırşehir"e gittim. Bir zamanlar kalbim EGE de kalmıştı. Sevgili Sezen ablamız gibi… Şimdi ise Kırşehirde ... Dejenere olmamış, küçük bir şehir gibi gözüksede, aslında kocaman bir şehir. Çünkü içinde Hititler dönemine kadar bir çok medeniyet barındırmış. Şehir beni büyüledi desem yeridir. Kırşehir halkı güneşin etkisi ile kaşlarını çatmış olsalarda; konuşmaya başladığınızda kendinizi oraya ait hissediyorsunuz. Yani kaşlar çatık ama gönüller gülümsüyor, sıcacık.   Eğitim fakültesinin mezuniyet töreni stadyumda yapıldı. Yeşil çim alan, büyük mavi şirinler ile kaplanmıştı. Kimi ağlıyor, kimi gülüyor, kimi dans ediyordu. Daha önce birçok mezuniyet törenine katılmıştım. Tören her ne kadar  “organizasyon dumurluğu” ile gerçekleşmiş olsada,   görülmeye değer nadir törenlerdendi. Özellikle Öğretmen olarak mezun olan genç kardeşlerim mesleklerini o kadar hazmetmişlerdi ki, ilk defa bir üniversitede garip saçlı, ilginç giyimli, orası burası delinmiş ... Devamı

Banene Ne Oluyorsa Oluyor Be !!!!

2011-01-05 11:23:00

  Gün geçtikce modern hayatın getirdiği ilkellik; çocukları, gençleri, yaşlıları, orta yaşlıları, kadını, erkeği, tüm toplumu sinsi bir hastalığa sürüklüyor. Bu hastalık öyle böyle bir hastalık değil ne kendileri biliyor hastalandıklarını, nede görenler duyanlar algılayabiliyorlar. Her şey normal artık. 20 haneli bir binada hane başına 5 kişi düşse 100 kişi yapar . Sizce bu 100 kişiden kaç tanesi duyarsızlık ve yalnızlık hastalığına yakalanmamıştır. Gün içerisinde kaç defa olumlu bir şey duyuyorsunuz, kaç defa mutluluğu yüreğinizde hissedebiliyorsunuz. Elinizdekinin kıymetinin farkına varabiliyor ve yansıtabiliyorsunuz. Ağzını açan yakınıyor, inliyor, ağlıyor, eleştiriyor bir memnuniyetsizlik herkes bir şeylerden şikayet ediyor. Korkuyor, çok korkuyor, bir paronayaklıktır almış başını gidiyor. Ağlıyor acıyor yanıyor içi ama kimse görmüyor. Gören olsa bile Amaaaaan banane deyip görmemezlikten geliyor. Şu anda İlhan ŞEŞEN konuğum masamdaki radyoda ve o kadar haklıki neler oluyor bize, bize neler oluyor derken. Her uyandığımız sabahın akşamına yaklaşmadan bizi biz yapan bizi insan yapan bir değerimiz daha tarihe karışıyor. Bilinçsizce, umarsızca son bahar yaprağı gibi rüzgarın savurduğu yere uçuşuyoruz ve her uçuşmamızda bir parçamız kırılıp kopuyor yok oluyor bizi biz yapan bizi insan yapan. Bizi bu keşmekeş kalabalığın içinde bu kadar yalnızlığa sürükleyen ne ? Hiç düşündünüzmü? Ne kadar sevmeye sevilmeye aç bir toplum haline geldik farkındamısınız? Artık elleri bomboş yüreğinde bir sızı olan insanlar yok yada çok çok az çünki sevmek ayıp çok ayıp sevgini haykırmak seviyorum demek gaz çıkarmaktan daha ayıp aşığım ölüyorum bitiyorum demek basitlik &cce... Devamı

Mustafa!

2011-01-05 11:20:00

  ATAM hani senin gök mavisi gözlerin, geleceği görürdü? Rakıları devirirken hiç mi düşünemedin? 2008"de milenyumu bile aşmışken emanet ettiğin topraklarda neler olacak? 'Ey Türk gençliği' diye başlayıp bir bir vazifelerini saydığın dünün gençleri, bugünün yetişkinlerine vatanı emanet ederken nasıl güvenebildin? “Yurttaşlarım az zamanda, çok ve büyük işler yaptık” derken seslendiğin yurttaşlarının torunları olan biteni hiç umursamıyor. Bütün zorluklara göğüs gererken onların bu umursamazlığını nasıl düşünemedin? Atam ne diye uğraştın ki ? Senin yüzünden yıllardır AB ye giremiyoruz. Komşularımızın hepsi bizden nefret ediyor. Komşumuz olmayanlarda nefret ediyor. Hatta senin yüzünden Güneydoğu"da olan kardeş kavgası yıllardır bitmiyor. Uğraşıp duruyoruz ….. Yani anlamıyorum, cephede kalbinin üstündeki cebe saati ne diye koyarsın ki? Ne güzel erkenden ölürdün. Bizlerde o zaman çoktan AB"ye girmiştik. Hatta AB biz olmuştuk. Annemiz Fransız, Babamız Alman olurdu. Fenamı olurduk yani. Kiliselerde evlenir, Osmanlı döneminde istila ettiğimiz ülke halkının ayak işlerini yapardık. Feslerimizi kaytan bıyıklarımızı entarilerimizi görüp;  “gel bakim sen buraya, al şu bezi ayakkabılarımı temizle derlerdi” Ah atam ah!!!!!  O kadar uğraşmasaydın, silah arkadaşlarınla şimdi günde beş defa aynı ezanı da dinlemek zorunda olmazdık. Cami yerine her yere kiliseler yapar çan çalardık, bir defa olur biterdi. Ölülerimizi yakar ardından da şarap bira içer ağlardık.  İşin gücün yok muydu atam neden uğraştın ki o kadar… Keşke karga kovalamaya devam edip, büyüdüğünde gününü... Devamı

Yalnızlıktı aşkın en çoğul hali (Türkçe/İngilizce)

2011-01-05 11:16:00

    Şehrin en tepesinden bakıyorum hesaplaşırcasına. Önümde uzanan, sokak sokak cadde cadde manalı bir renk cümbüşü… Kendi şehrinde kaybolan nefesi soğuk, düşleri darağacında yaprak döken mavileri sokak çocuklarına emanet bırakan ve sarılara bezenmiş, ölüme sanki an kala konuşan biri… Tozlu raflarda bıraktım aşkı. Yalnızlıktı aslında aşkın en çoğul hali. İplik iplik bir yağmur yağarken; yıldızlar mı süzülüyordu geceden yoksa ben bulutların arkasını mı görünüyordum? Karanlığa inat mıydı bu gece duygularım, ondan mı alev alev yanıyordu baktığım her yer? İlk kez bu kadar sessiz ve kimsesizdim. Bilmiyorum ki ömrün sonrası ne… Sanki uçurumdan atladım. Düşüyorum, yüreğim kafeste çırpınan bir kuş ve beynim ifrazda. Akşam mı yaralı ben mi, düşünmek istemesem de aklımdasın hiç olmadığı kadar bu gece… Seviyordum seni biliyorsun değil mi? Seni sevmek aslında yalnızlığa nikah kıymaktı bilmiyorsun değil mi? Sana koşmak ölüme koşmaktı hesapsızca… Hiç aklıma gelmezdi. Dedim ya daha bir içimdesin bu gece hiç olmadığı kadar. Yüreğimde bir yerlerde daha bir kanıyor ismin, sanki gönül sazımın telleri koptu bu gece. Detone oldu her şey yitik bir masal gibi gözlerimde. Daha bir büyüdün bu gece. Üşümem yalnızlıktan değil, bakışlarımdaki ürkekliğim sensizlikten değil… Sadece seni bile bile kaybetmekten. Seni kaybedeceğimi bile bile sevmekten… Bir gün zaten çekip gidecektin. Arkanda ne bıraktığını bilmeden, fırtınanla çekip gidecektin işte. Yıllar ne de çabuk geçti biliyor musun? Belki sen unuttun beni, ismim geçse belki içinde bir yerler kanıyordur ama beyninde öldürdün beni. Haklısın zaten öl&... Devamı

Lambur Lumbur anlarda rastladım size

2011-01-05 11:12:00

Zevklerin ve renklerin ha bire değiştiği günlerdeyim. Chet BEKER emmimden "you make me feel so young" “Sen beni genç hissettiriyorsun”u dinleyip jazz eserin ritminde sallanırken, birden kendimi musiki cemiyetinde "arım balim petegim" söylerken buluyorum. HOP HOP HOP DEGİS TON TON DEMEDEN, Bir dağın eteğinde, dere kenarında arabesk müziğin hitlerinden olan; ‘dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın abicim neden perdeyi kapatmışsın’ diye bangır bangır Pavorotti’nin Türkiye temsilcisiymişçesine bağırıyorum. Uzaklardan bir araçtan Nilüferin sesini duyuyorum: "O da özlüyormuş, benim bir tanem Çok üşüyormuş, ben olmayınca Öyle yazıyor, son mektubunda Özlediğim şimdi çok uzaklarda..." Derken bir damla davetsiz misafir geziniyor yanaklarımda. Aklımda Air France. Ne alaka? Gitmesi gerektiği yere bir türlü intikal edemeyen, vatandaşın araca intikali ile "Bülent Sertaş’tan Duran Abey türküsünde bir sağ omuz, bir sol hafif göbekte yayalanması ile dans ediyorum. Eyüp bey sık sık soruyor: “Duru ne o niye yazmıyorsun ...” Kendisi biliyor benim gaz ile çalıştığımı ama bu sefer gazda işe yaramaz olmuş. Aralık ayında kendimi nadasa bıraktım. TV de nadasta misafirim gelmedikçe açılmıyor. Yüreğimi, beynimi, tenimi, fikrimi her şeyi dondurdum. Havalar garip olunca ben de bir garip oluyorum. Yaz bu sene yüzsüzleşmiş tıpkı ben gibi. Kalkıp ta gitmeye üşenir. Oysa sonbaharın dökülen yaprakları ile onca hüzün yaşamıştık giden yazın ardından. Meğer gitmemiş saklanmış. Derken bir sureti beliriyor mutfak kapısının pervazına dayanmış. Pişirdiğim yemeğin kokusundan mıdır nedir ışıl ışıl parlıyor yeşil üzüm danesi gözleri. Sonra bir cümle: "Hayat çok zor ! ... Devamı

Banene Ne Oluyorsa Oluyor Be !!!!

2011-01-08 10:28:00

    Gün geçtikce modern hayatın getirdiği ilkellik; çocukları, gençleri, yaşlıları, orta yaşlıları, kadını, erkeği, tüm toplumu sinsi bir hastalığa sürüklüyor. Bu hastalık öyle böyle bir hastalık değil ne kendileri biliyor hastalandıklarını, nede görenler duyanlar algılayabiliyorlar. Her şey normal artık. 20 haneli bir binada hane başına 5 kişi düşse 100 kişi yapar . Sizce bu 100 kişiden kaç tanesi duyarsızlık ve yalnızlık hastalığına yakalanmamıştır. Gün içerisinde kaç defa olumlu bir şey duyuyorsunuz, kaç defa mutluluğu yüreğinizde hissedebiliyorsunuz. Elinizdekinin kıymetinin farkına varabiliyor ve yansıtabiliyorsunuz. Ağzını açan yakınıyor, inliyor, ağlıyor, eleştiriyor bir memnuniyetsizlik herkes bir şeylerden şikayet ediyor. Korkuyor, çok korkuyor, bir paronayaklıktır almış başını gidiyor. Ağlıyor acıyor yanıyor içi ama kimse görmüyor. Gören olsa bile Amaaaaan banane deyip görmemezlikten geliyor. Şu anda İlhan ŞEŞEN konuğum masamdaki radyoda ve o kadar haklıki neler oluyor bize, bize neler oluyor derken. Her uyandığımız sabahın akşamına yaklaşmadan bizi biz yapan bizi insan yapan bir değerimiz daha tarihe karışıyor. Bilinçsizce, umarsızca son bahar yaprağı gibi rüzgarın savurduğu yere uçuşuyoruz ve her uçuşmamızda bir parçamız kırılıp kopuyor yok oluyor bizi biz yapan bizi insan yapan. Bizi bu keşmekeş kalabalığın içinde bu kadar yalnızlığa sürükleyen ne ? Hiç düşündünüzmü? Ne kadar sevmeye sevilmeye aç bir toplum haline geldik farkındamısınız? Artık elleri bomboş yüreğinde bir sızı olan insanlar yok yada çok çok az çünki sevmek ayıp çok ayıp sevgini haykırmak seviyorum demek gaz çıkarmaktan daha ayıp aşığım ölüyorum bitiyorum demek ba... Devamı

İngilizce aslında bizden çıkmış...

2011-01-06 10:22:00

Tarih kaynaklarının ortaya koyduğuna göre en eski uluslar içinde Türkler ön sırada gelmektedir. Milattan önce beşinci ve dördüncü yüzyılda ilk Türk boylarının ortaya çıkması ve ilk Türk devletlerinin kurulması Türklerin iki bin beş yüz yıldan bu yana tarih sahnesinde var olan bir ulus olduğunu doğrulamaktadır. Orta Asya Hunları, ilk büyük Hun hakanlığıdır (M.Ö.220 - M.S. 216). ilk  hükümdarları Teoman Yabgu'dur. Oğlu Mete Han ,  (M.Ö. 209'da)Teoman'ın yerine tahta geçip, Hunlar'a 35 yıl hükümdarlık etmiştir. Bütün Türk, Moğol ve Tunguzları buyruğu altında toplayarak, sınırlarını, Büyük Okyanus'tan Hazar Denizi'ne, Tibet ve Keşmir'den Kuzey Sibirya'ya kadar genişletmiştir. Mete Han"a artık toprakları ele geçirmek hem zevk vermemeye, hem de çok yorucu gelmeye başlamıştır. "Savaş savaş nereye kadar ?" Bu nedenle tembellik yaptığı günlerden birinde, sarayında uzanırken en sevdiği “kelime oyununu ” istedi hizmetkarlarından. Malumunuz o devirde; Ne “Var mısın Yok musun”, Ne “Beyaz Show”, Ne “Kurtlar Vadisi”, Ne “Yaprak Dökümü”, Ne “1001 Gece”, Nede “Avrupa Yakası” vardı zaman geçirmek için … E halkın içine karışarak geyikte yapamaz koca hükümdar? Bu durumda ne yapsın, ya gidip topraklarını genişletecek yada “kelime oyununu” oynayacaktı. Derler ki, Bizim Mete Han o günlerden birinde, kelimeler ile oynarken İngilizce yi bulmuş ve buyurmuş ; “LALA LALA “bir gün bu dil dünya dili ola” Daha bitmedi… Bazı kaynaklar Fransızca ve Almanca nında benzer şekilde Mete Han" ın sıkıldığ... Devamı

Ağzı olan konuşuyor...

2011-01-05 10:21:00

  Derler ki; “gelincikler açtı mı, yaz gelmiş demektir.” Gelin görün ki havalar halen bahar tadında. Hatta güneş naz eylemekteÂ… Sürekli kapalı. Kapalı ama "yağsam mı yağmasam mı" diye kararsız. Bir bahar da dünyaya gelmiş olan ben, bu nedenle midir bilinmez, kapalı havalarda inanılmaz karamsar oluyorum. Umarım sizlerde benim modumda değilsinizdir. ******** Bugün trafikte iken, benim modumda iki kişi birbirine girdi. İstisnaları kale almaz isek, dinlemeyi bilmeyen ama konuşmayı çok seven bir toplumuz. Konuşmayı o kadar çok seviyoruz ki her ay Telekom, Avea, Vodaphone, Turkcell gibi kurumlar bizler sayesinde ihya olmaya devam ediyor. Bu günlerde dikkatimi çeken ve asıl yazımda bahsetmek istediğim konu: Kavgalar, gürültüler, patırtılar, tartışmalar, bağırmalar… Sizleri bilmem ama ben oldukça sık şahit oluyorum bu tarzda iletişimsizliklere.   Aslında trajikomik bir durum… Neden derseniz, en son şahit olduğunuz birkaç tartışmayı hafızanıza çağırın. Konu neydi, Neyi savunuyorlardı, Nasıl sonuçlandı? Aslında hemen hemen bütün tartışmalarda taraflar aynı şeyi istemektedir. Yani muhakkak hedef pozitif bir şeydir. Gerilimin büyüme nedeni de karşısındakinin ne söylediğini dinlememesidir. Aynı şeyi söyleyip de birbirini neredeyse dövecek o kadar çok tartışmaya şahit oldum ki anlatamam.  Durum vaziyet böyle olunca, mesele büyürde büyür haliyle. Taaaki alakasız birisi "hööööddd!!!!!!” diyene kadar… Sonrası malum! Beklide, toplumca çocukluğumuza inmek gerek neden dinlemediğimizi anlamak için. Yani nebiliyim kaç kişi çocukken annesi babası tarafından yabancı filmlerde gördüğümüz gibi... Devamı

Çizgiler, yüreklerimizde değil, yalnız alınlarımızda belirir!

2011-01-05 10:18:00

  Merhaba sevgili okurlarım, okumayanlarım sizlere de merhaba! Malum yaz kapımızı tıkladı mı; içerilere girip de bilgisayarın başına oturup,  yazı yazmak çok zor oluyor. Bir hafta kadar küçük bir tatilcik yaptım site yöneticilerinin affına sığınarak. Geçtiğimiz hafta yazamadım. “Gidişim sessiz oldu emme, dönüşüm muhteşem olcek” diyerek gitmiş olsam da,  dönüşümü de huzurlarınızda,  tatile doyamadan gayet sessiz gerçekleştirdim. Tatil bu. Adı üstünde doyulur mu ? “Hele benim gibi “Garfield” modelleri hayatta doyamaz tatile! Ohhhh! Güneş bedeninizi okşarken, bir esintiye muhtaç şekilde yayılarak karnınızı kaşımak varken, ne gerek var; sabah kalk, işe git, bir sürü çalış çalış! Nereye kadar değil mi ? Ne demişler,  (kimse dememiş, ben diyorum çaktırmayın. Belki yüzyıl sonra atasözü olur, bende ata olurum) “ÖMÜR BİTER İŞ BİTMEZ” Ömür dedim de aklıma geldi. Uzun zamandır gözlemlediğim,  ancak bir türlü toparlayamadığım bir konu bu Ömür konusu. İnşallah şimdi toparlarımda güzel bir yazı çıkar.   Bilmem sizler de benimle aynı fikirde misiniz? Nedir bu telaş insanlardaki anlamıyorum.  Etrafımdaki herkes ömrünü tüketmeye çalışırcasına bir telaş içinde... Hep bir yerlere yetişme,  hep bir şeyleri bitirme peşindeyiz. Aman işe geç kalma, okula geç kalma , toplantıya geç kalma, partiye geç kalma, faturaları zamanında öde, ilgili kişileri zamanında ara  vs... Yani kendimizi şöyle bir bilmeye başladığımız yıllardan itibaren, hep bir şeyleri yetiştirme çabasındayız . Bunlara çaba gösterirken,  aslında kendimiz... Devamı

Yemesi tatlı, maymun suratlı...

2011-01-05 10:01:00

Komşunun komşu tavuğuna kış diyemediği günlerin çocuğuydum ben. Bahsi geçen günlerde bırakın "kış" demeyi, tavukgillerin bin bir gıdaklama ile çıkardıkları protein topları "üzerindeki dışkı kalıntıları temizlenmeden" ihtiyaç doğrultusunda pay edilirdi. Tavuklarda mutluydu, vakitsiz öten horozlarda, biz çocuklardaÂ… Tüm tiz sezimiz ile "bilmem ne hanım teyze; annemler size oturmaya gelecek" diye bağırabiliyorduk. Üzerimizde dönen çiçekli pijamalarımız ile kahvaltı için bakkala ekmek almaya gönderebiliyorduk. Devrin en iyi amcaları bakkal amcalardı. Muhabbetimize ve sevimliliğimize ödül olduğu için mi bilemiyorum. Paramız sadece ekmek için yeterli olmasına rağmen açık gofret, ağızda patlayan sakız, leblebi tozu gibi hediyeler alırdık kendilerinden. Oynayacağımız oyunun ebesini, adaletli bir sistem ile belirlemek için; yeni öğrendiğimiz heceleme sistemini pekiştirircesine; "Oooo! Dolapta pekmez, yala yala bitmez..." sayışırdık. Sümüklü burnunu koluna silen mahalle arkadaşımızı gören annesi, tokat ı yapıştırdığı gibi suratına bezden yapılmış mendil ile burnunu koparırcasına siler, on beş kullanımlık, az kirli bez parçasını cebine yerleştirirdi çocuğunun. Ne o annegiller nede bizler farkına varmadan, almaktaydık ilk hayat derslerimizi. Etimizin öğretmenlerimize ısrar ile verildiği günlerdi. Daha fazla etlenebileceğimizi hesap etmeden, makarnaya toz şeker dökerek yemek inanılmaz zevkli idi. Elmayı dalından, suyu hayra yapılan çeşmelerden veya hortumlardan tüketir, bahçelerden gül yürütür, annelerimize verirdik analar gününde. Babalar reisiydi hiç denize salmadıkları büyük takalarının. Gecenin bir yarısında babanın son ç... Devamı